Değişen Kafalar’da Thomas Mann, kadim bir Hint hikâyesinden yola çıkarak kimliğin en kırılgan yerini hedef alır: “Ben” dediğimiz şey, akılda mı yaşar, bedende mi? Bir kaza sonucu başlar yer değiştirir; sevgi, sadakat ve tutku ise bu beklenmedik değişimin içinde yönünü kaybeder. Aynı yüz, başka bir zihinle; aynı zihin, başka bir bedenle yaşamak zorunda kalınca, aşk bile kendi gerçeğini sorgulamaya başlar.
Mann’ın ironisi, anlatının her kıvrımında hissedilir: Kahramanlar “doğru” olanı ararken, okur da bir sorunun etrafında dönüp durur. Seçim kime aittir? Kalbe mi, akla mı, yoksa toplumsal kabullere mi?
Değişen Kafalar, kısa ama yoğun bir anlatıyla; aşkın anatomisini, benliğin sınırlarını ve arzunun mantıkla çatıştığı o karanlık eşiği masalsı bir çerçevede yeniden kuruyor. Hem eğlenceli hem sarsıcı: Bir an gülümsetirken, bir sonraki anda insanın kendine dair en temel inançlarını yerinden oynatan bir modern klasik.






