II. Abdülhamid’in gölgesindeki İstanbul… Görkemli bir konak, görkemli bir aile — Silahtar Ali Paşa’nın soyundan gelenlerin saltanatı, büyükannenin beklenmedik ölümüyle sarsılır. Torunlar evlerine dağılırken, konağın duvarları sessizce çürümeye başlar.
Miras, Kronolojide yazarın ilk romanı sayılır; ancak yayımlanması esnasındaki zorluklar, tefrikanın yarıda kalması gibi pek çok karmaşayla doludur. Esendal’ın “Meslek” gazetesindeki 38 bölümlük tefrikası tamamlanamaz; hikâye, tıpkı miras paylaşımı gibi, belirsizliğe bırakılır.
Bu roman, bir ailenin fiziksel ve ruhsal çöküşünü titreşimli diyaloglarla değil; terk edilmiş bir konağın sessizliğindeki küf kokusuyla anlatır. Büyük ailenin dağılması, miras hırsları, ihanet, ihmalkârlık — hepsi bir potada eriyor. Genç Asım, Sarayköy’den İstanbul’un kalbine gelir; amacı mecazi ve gerçek anlamda bir değirmeni devralmaktır. Ancak gittiği yerde aşkı Salime’yi ve mirası arasında kalır. Oyun nereye varacak, nasıl bitecek? Yazgı parçalanan aile gibi kırılgandır; son sayfalar eksiktir, ama o eksiklik bile romanın esrarını güçlendirir.
Memduh Şevket Esendal, bu romanında yalnızca bir aileyi değil, bir dönemi, bir şehri ve bir ruhu anlatır. Bir konağın harabesinden yükselen üslubuyla; eski İstanbul’un incelikli atmosferini, kaybolan değerlerin hüznünü bugünlere taşır.
“Konak boşaldıkça ne hazin bir hâl alıyordu! Boş ve perdesiz kalan odalarda, örtüsüz minderlerden keskin bir küf kokusu intişar ediyordu…” – Miras’tan
Geleneksel aile romanlarına duyduğunuz özlemi, geriye dönük bir İstanbul büyüsüyle bezemek isteyen okurlara…






