Tarihi yalıların şatafatlı siluetini geceye gömen bir söylenti: “O köşkte periler dolaşır!” Ve işte tam da bu korkunun açtığı kapıdan içeri adım atan genç bir subay—aklını hurafeye kurban etmeyen, aksine hurafeyi kendi aklına kurban etmeye niyetli…
Ömer Seyfettin, Perili Köşk’te Osmanlı İstanbul’unun Boğaz kıyılarını örten sisin arasına kıvrak bir mizah yerleştiriyor. Süheyl Bey’in “ucuz” kiralık hayaline kavuşmak için kurduğu dahiyane düzen, okuyucuyu hem güldürüyor hem de düşündürüyor: İnsan, korkularını mı yönetir, yoksa korkuları mı insanı?
Seyfettin’in canlı betimlemeleri; köpüklü dalgalara vuran ay ışığı, esrarengiz tıkırtılar ve köşkün dar koridorlarında yankılanan adımlarla birleşerek gerilimi adım adım tırmandırıyor. Fakat bu ‘perili’ masalın arkasında, toplumsal saflığın ve aklın gücünün keskin bir taşlaması saklı.
Perili Köşk, batıl inançla rasyonalitenin kıyasıya dans ettiği unutulmaz bir öykü. Cesaretiniz varsa perdesini aralayın; belki de asıl gizem, perili odalarda değil insan zihninin karanlık dehlizlerindedir.






