Petersburg’un kısa yaz geceleri… Gökyüzü henüz kararmamışken şehrin sokaklarında gezinen bir hayalperest, tesadüfen tanıştığı genç bir kadınla dört gece boyunca konuşur. Bu karşılaşma, ikisinin de hayatında derin izler bırakacak bir içsel yolculuğa dönüşür.
Beyaz Geceler, Dostoyevski’nin en lirik, en duygusal eserlerinden biridir. Yalnızlığın sızısını, umutla umutsuzluk arasındaki ince çizgiyi, insan kalbinin kırılganlığını ustalıkla işler. Okur, bu hikâyede yalnızca iki insanın değil, bütün bir şehrin ruhunu da hisseder; köprülerin altında yankılanan adımlar, nemli taşlara vuran sarı lamba ışıkları, Petersburg’un sessiz tanıklığı…
Bu kısa ama yoğun anlatı, sevmenin ve beklemenin ne demek olduğunu, bir gecenin bile hayatı değiştirebileceğini hatırlatır. Dostoyevski’nin kalemiyle şekillenen bu duygusal yolculuk, okurunu her satırda biraz daha içine çeker.






